NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA’NIN 12. ULAŞTIRMA KONGRESİ’NDE YAPMIŞ OLDUĞU AÇILIŞ KONUŞMASI ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

23 TEMMUZ 2017, PAZAR   

4

ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA’NIN 12. ULAŞTIRMA KONGRESİ’NDE YAPMIŞ OLDUĞU AÇILIŞ KONUŞMASI

    Yayına Giriş Tarihi: 31.05.2017  Güncellenme Zamanı: 28.06.2017 17:56:44  Yayınlayan Birim: İSTANBUL ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 25.05.2017 09:25:07

ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA`NIN 12. ULAŞTIRMA KONGRESİ`NDE YAPMIŞ OLDUĞU AÇILIŞ KONUŞMASI

 

Yürütücülüğünü İnşaat Mühendisleri Odası Adana ve İstanbul Şubelerimizin üstlendiği 12. Ulaştırma Kongresi`ne hoş geldiniz.

İstanbul Şube yönetim kurulu adına sizleri saygıyla selamlıyorum

Konuşmama başlamadan önce, Adana Şubemiz Başkan ve yöneticilerine, Adana Şubemiz üyesi meslektaşlarıma, gösterdikleri misafirperverlik için huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Değerli Katılımcılar,

Bugün Ulaştırma Kongre`sinin 12.`sini topluyoruz. 12. Kongrenin ana teması "Ulaştırma Politikaları" olarak belirlendi.

Odamızın ulaştırma alanındaki ilk kongresinin 1974 yılında düzenlendiğini düşünürsek, 40 yılı aşkın süredir konuyla ilgili çalışmalar yürüttüğümüzü ve mesleki toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi söyleyebiliriz.

Şunu ifade etmeliyim ki Odamız, ulaştırma konusu üzerinde önemle durmaktadır; ulaşım sorun olmaya devam ettiği sürece de duracaktır.

İzninizle, Türkiye`nin en büyük kenti olan ve dolayısıyla kent içi ulaşım sorununu daha yoğun yaşayan İstanbul`a dair bir parantez açmak isterim.

Ulaşım tartışmaları daha çok İstanbul odaklı yürümektedir. Birinci Boğaz köprüsünden Marmaray tartışmalarına kadar İstanbul Şubemiz, her zaman sürecin içinde olmuş, gerçekleştirdiği etkinliklerle kamuoyunu bilgilendirmiş, ulaştırma tartışmalarında bilimsel-mesleki farkındalık yaratarak gündemi belirlemiştir.

Değerli Meslektaşlarım,

Biliniyor ki, ulaşım sorunu ne sadece İstanbul`la ne de kent içi ulaşımla sınırlıdır. Kaldı ki sadece ülkemizin yaşadığı bir sorun da değildir.

Ulaştırma tarihi milattan önce 3000`li yıllarda tekerin icadıyla başlamış, ilkel motorlu taşıtların devreye girmesiyle ivme kazanmış, motorlu taşıtların kat ettiği mesafe, inşaat mühendisliğinin gösterdiği gelişmeyle birleşince bugün artık deniz altından tüple geçişi sağlayabilecek düzeye ulaşmıştır.

Bu, ekonominin, toplumların, sosyal yaşamın gelişmesiyle doğrudan ilintilidir.

Örneğin sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan kentleşme, yeni kentsel sorunları gündeme getirmiş, yine insan ihtiyaçlarının farklılaşması toplumsal hayatı doğrudan etkilemiştir.

Aynı şekilde, ilk başlarda ekonomik hayattaki hareketlenme ile kolaylaştırıcı etki yaratan ulaştırma, uygulanan yanlış politikalarla beraberinde yeni sorunlu alanların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Ulaştırma tarihinin, atlı arabadan hızlı trene, toprak yollardan otobanlara, tek motorlu uçaklardan ses hızını yakalayan uçaklara, kadırgalardan teknoloji harikası gemilere geçişi kapsadığı ne kadar gerçekse, her bir aşamanın sorunları da içinden çıkılmaz bir hale getirdiği de bir o kadar gerçektir.

Eğer ulaştırma altyapısı için ormanlar, yeşil alanlar, su havzaları yok ediliyorsa, kentler estetikten yoksun kent içi ulaşım yapılarına ve işlevsiz alt-üst geçitler diyarı haline geliyorsa, eğer gelişmiş motorlar atmosferdeki karbon dengesini olumsuz etkiliyorsa, yakıt tüketimi insan sağlığını yakından etkiliyorsa, ortada çözülmesi gereken başka bir sorun bulunuyor demektir.

Bu noktada belirtilmelidir ki, ulaştırma konusuna yaklaşım öz itibariyle politiktir. Yani karar vericilerin ekonomik-sosyal tercihlerinin yansımasından ibarettir.

Örneğin kentlerimizin insan odaklı mı, yoksa araç odaklı mı düzenleneceği politekniğin ilgi alanına giren bir tartışmadır.

Tercihiniz kentlerin araç odaklı düzenlenmesi yönündeyse, günümüz kentlerinin nasıl bu hale geldiğinin yanıtı sır değildir.

Aynı şekilde toplu taşımacılığa değil de bireysel araç kullanımını teşvik edecek yatırımlara yönelmek, salt teknik bir tartışma değildir.

Çevrenin, doğanın, insan sağlığının korunması ve bunu sağlayacak projelerin hayata geçirilmesi sadece mesleki bir tartışmaya değil, insanı, hayatı, dünyayı nasıl algıladığınıza işaret edecektir. 

Odamız da bu konuda bugüne kadar yaptığı çalışmalar ile her ne kadar "Oda siyaset yapıyor" suçlamasıyla karşı karşıya kalsa da bugünden sonra da konuya ilişkin tartışmaların içinde yer almaya, mesleki ve teknik birikimini kullanarak kamuoyunu bilgilendirmeye devam edecektir.

Değerli Konuklar,

Odamız ilk kongresini 1974 yılında İstanbul`da gerçekleştirmiştir ancak ulaştırma konusundaki çalışmaları daha eskilere dayanmaktadır.

Özellikle 1960`ların sonunda yapımına başlanan Birinci Boğaz Köprüsü ile ilgili tartışmalardaki dayanaklı itirazlar, bir bakıma kent içi ulaşıma dair derli-toplu ilk görüş sayılabilir.

Kaldı ki o yıllarda ne İstanbul trafiği bugünkü gibi içinden çıkılmaz bir haldeydi ne de ulaştırma bilimi bugünkü gelişmişliğindeydi.

Bunda Odamızın öngörüsüyle beraber, bilimsel-mesleki gerçeklerin, mesleğimizin evrensel kabullerinin o günkü Oda kadroları tarafından içselleştirilmesinin etkisinden söz edebiliriz.  

Hatırlanacaktır. Birinci Boğaz Köprüsünün yapılmasına itiraz edilirken, aynı zamanda toplu taşımacılığa yönelmek gerektiği ısrarla dile getirilmiş, aksi takdirde boğaza yeni köprülerin yapılmasının kaçınılmaz olacağı vurgulanmıştır.

Nitekim bugün üçüncüsü devrededir.

Soruna köklü çözüm bulunmazsa, ne yazık ki yenileri yapılacak, bir zaman sonra boğaz görünmez olacaktır. Çevre yollar, yan yollar, alt üst geçitlerle birlikte düşünüldüğünde, doğrudan kent katliamıyla karşı karşıya kalacağımız açıktır.

Boğaz köprülerine, sayısız alt-üst geçide, sayısız katlı kavşağa rağmen İstanbul trafiği vatandaşlarımız açısından işkence olmaya devam etmektedir. Konunun püf noktası burasıdır.

Hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bilindiği gibi, Boğaz köprüsü tartışmalarının alevlendiği günlerde, aralarında inşaat mühendisliği öğrencilerinin de bulunduğu bir grup genç, Zap Suyu üzerine köprü yapmak üzere Hakkâri`ye gitti. Mühendislik öğrencilerinin mesleki katkısı, bölge halkının dayanışma ilişkisi birleşince, nice can kaybına yol açan Zap Suyuna köprü yapıldı.

O günlerde sıkça duyulan "Boğaza değil Zap Suyuna Köprü" sloganının içerdiği anlam, sadece ulaştırma politikalarıyla sınırlı algılanmamış, aynı zamanda yeni bir toplum düzeni arayışının simgesi sayılmıştır.

Değerli Meslektaşlarım,

İstanbul`un da, ülkemizin de Ulaşım Ana Planı yoktur. Kayda geçen son Ulaşım Ana Planı`nın tarihi 1983`tür. O plan da, tozlu arşivlerdeki yerini almış, ulaşımımız adeta kaderine bırakılmıştır.

Her dönemde, her zeminde ısrarla vurguluyoruz. Ulaşım Ana Planına ihtiyaç bulunmaktadır. Plan, sürdürülebilir, işlevsel, bütünlüklü, toplu taşımacılığı merkezine alan bir perspektifle hazırlanmalıdır.

Hazırlık aşaması, ilgili meslek odalarının, üniversitelerin ve örgütlü yapılar aracılığı ile vatandaşların katılımına açık hale getirilmelidir.

Dolayısıyla, "ben yaptım oldu" anlayışı terk edilmelidir.

Köprünün yapılacağı bölgeyi, yan yolları, köprüden kente açılan güzergâhları tespit etmek için helikopterle kent turuna çıkanlar, İstanbul`un yaşadığı ulaşım sorununun baş sorumlusudur.

Acilen bu bilim dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Değerli Katılımcılar,

Elbette tek sorunlu alan kent içi ulaşım değildir. Ulaşım sorununun alt başlıkları çoktur. Ve her biri çözülemediği oranda artarak geleceğe taşınmaktadır.

Avrupa Birliği`nin 2001 yılında yayınladığı Beyaz Kitap`ta, Birlik ülkelerinin ulaşım hedefi, demiryolu, denizyolu, iç su yollarının canlandırılması, ulaştırma türleri arasında dengenin sağlanması olarak belirlendi.

Ülkemizle karşılaştırıldığında, ulaştırma türleri arasında daha dengeli bir dağılımın görüldüğü Avrupa ülkeleri, mevcut durumu değiştirme noktasında karar alır ve uygularken, ülkemizin bu noktadan hayli uzak olduğunu üzülerek söylemek durumundayım.

 

Örneğin Fransa`da mevcut demiryolu ağı 40 bin kilometre civarındayken, ülkemizin 2023 planında demiryolu ağının 25 bin kilometreye çıkartılması hedeflenmektedir.

 

Almanya`da havayolu kalkış sayısı 1,5 milyona yaklaşmışken, artış ivmesi görülse de Türkiye`de bu sayı 500 bin civarındadır.

Ülkemizde yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 92`si, yolcu taşımacılığı ise yine yaklaşık yüzde 95`i karayolunda gerçekleşmektedir.

Buna karşın, 27 AB ülkesi ortalamasına bakıldığında, karayollarının taşımacılıktaki payı yüzde 45`tir.

Ülkemizde yurt içi yük taşımacılığında demiryolu yüzde 4, denizyolu ise yüzde 3`lük bir orana sahiptir.

Denizyolu yük taşımacılığında Avrupa ortalaması ise yüzde 33`tür.

Denizyolu, demiryoluna göre 3 kat, karayoluna göre 7 kat, hava yolu ulaşımına göre 22 kat daha ucuz olmasına karşın ne yazık ki yeterli ilgiyi görmemektedir.

 

Karbon salınımında karayolu taşımacılığının kayda değer bir ağırlığı bulunurken, bu oranı aşağı çekecek önlemler almamak, hem insan hem de çevre sağlığını önemsememek anlamına gelmektedir.

 

Değerli Konuklar,

 

Genç Cumhuriyetin hedeflerinden biri de ülkeyi demirağlarla örmekti. Yani Cumhuriyeti kuran kadroların politik ve teknik yaklaşımı, bir başka ifadeyle ulaştırma politikası demiryolu odaklıydı.

 

Bu hedef doğrultusunda o günün koşullarında kayda değer yatırımlar yapıldığı da biliniyor.

 

Ancak zamanla Cumhuriyet kadrolarının politeknik yaklaşımı terk edildi. Bunun yerine 1948`de başlatılan Karayolu programı örneğinde olduğu gibi bir başka politika devreye alındı.

 

İlk karayolu programının ABD Yardım Teşkilatı Yollar İdaresi Grubunun öncülüğünde başlatılması, karayolu programı için 1950`lilerin hemen başında Marshall Planı çevresinde 10 milyon dolar aktarılması değişen politikaların ilk emaresiydi.

 

Türkiye gelişmiş kapitalist ülkeler için bir pazardı ve ulaşım tercihi de ülkemizi pazar haline getirenlerin ihtiyacına göre belirlenecekti.

 

Ulaştırma ile ilgili politik ve teknik konuların hepsini gerek çağrılı konuşmacılarımız gerekse bildiri yazarlarımız size aktaracaklar. 

 

Programa göz atıldığında, ulaştırma ile ilgili gerek tarihsel, gerek bilimsel gerekse politik pek çok konunun ele alınacağı görülecektir.

Değerli Meslektaşlarım,

Değerli Konuklar,

Konuşmamı kongremize emeği geçenlere teşekkür ederek sonlandırmak istiyorum. Kongrenin düzenlenmesinde katkı koyan başta Düzenleme Kurulu Üyelerimize, Bilim ve Danışma Kurulu Üyelerimize ve Adana ve İstanbul Şube çalışanlarımıza Şube Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ederim.

İnşaat Mühendisleri Odası olarak insanı, doğayı, tarihi zenginliği korumayı hedefleyen sürdürülebilir, işlevsel, bütünlüklü ulaşım politikalarının hayata geçirilmesinde ısrarımızın devam edeceğini bir kez daha vurguluyor, saygılar sunuyorum.


Okunma Sayısı: 74

İstanbul Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır