NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA’NIN ULUSLARARASI KATILIMLI 6. TARİHİ YAPILARIN KORUNMASI VE GÜÇLENDİRİLMESİ SEMPOZYUMU’NDAKİ AÇILIŞ KONUŞMASI - 2 KASIM 2017 ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

19 KASIM 2017, PAZAR   

13

ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA’NIN ULUSLARARASI KATILIMLI 6. TARİHİ YAPILARIN KORUNMASI VE GÜÇLENDİRİLMESİ SEMPOZYUMU’NDAKİ AÇILIŞ KONUŞMASI - 2 KASIM 2017

    Yayına Giriş Tarihi: 07.11.2017 00:00   Güncellenme Zamanı: 15.11.2017 12:19:34  Yayınlayan Birim: İSTANBUL ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 02.11.2017 16:36:05

Oda Yönetim Kurulumuzun Değerli Başkan ve Üyeleri,

Bilim, Danışma ve Düzenleme Kurulu`nun Değerli Üyeleri,

Değerli Yerel Yöneticilerimiz,

Değerli Konuklar,

Sevgili Meslektaşlarım ve meslektaş adaylarımız genç-İMO üyeleri,

Kıymetli Basın Mensupları,

 

Odamız adına İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ile Trabzon Şubesi tarafından düzenlenen Uluslararası Katılımlı 6. Tarihi Yapıların Korunması ve Güçlendirilmesi Sempozyumu`na hoş geldiniz.

Sizleri İstanbul Şube Yönetim Kurulumuz adına saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bizlere ev sahipliği yapan Trabzon Şubemiz yönetim kuruluna ve personeline teşekkür ediyorum.

 

Değerli Katılımcılar,

Bugün 6.`sını topladığımız sempozyumun 1.`si 2007 yılında gerçekleştirildi.  Odamız 2007 yılı öncesinde tarihi yapıların korunması, güçlendirilmesi ve geleceğe devredilmesine yönelik lokal etkinliklerini sempozyumlara dönüştürerek mesleki birikimini kamuoyuna aktarmaya çalışmıştır.

Sempozyumumuz bu sene bir aşama daha öteye taşınarak uluslararası katılımlı hale getirilmiştir. Uluslararası katılıma açık olması, ülkemizin sahip olduğu tarihsel ve kültürel mirasın, insanlığın ortak değeri olarak kabul edildiğinin tescil edilmesi anlamı taşımaktadır.

Sizlerin de programda göreceğiniz gibi yurtdışında konuyla ilgili çalışmaları bulunan iki çağrılı konuşmacımız bizimle tecrübelerini paylaşacaklar. Kendilerine de davetimizi kırmayarak bizimle bilgi ve tecrübelerini paylaştıkları için ayrıca teşekkür ediyorum.   

 

Değerli meslektaşlarım

Mesleki gelişmeler toplumsal hayatı nasıl etkiliyorsa, toplumsal ihtiyaçlar da mesleki alanlardaki gelişmelere yön verebilir.

Nitekim tarihi eserlerin korunması ve güçlendirilmesi, tarih bilincinin gelişmesiyle gündeme gelmiş, tarihe sahip çıkmanın yolunun, tarihi eserleri görünür kılmaktan geçtiği fark edilmiş, geçmiş ile gelecek arasındaki ilişkinin bu hassasiyet üzerinden şekillendiği anlaşılmıştır.

Dikkat edilirse, dünyanın gelişmiş ve zengin kentlerinin, tarihine layıkıyla sahip çıkan, tarihi eserleri gözü gibi koruyan kentler olduğu görülecektir. Buradan tarihi eserlerin korunması ile kamusal zenginleşme ile doğrudan bir ilişki bulunduğu sonucunu çıkartabiliriz.

Bu nedenle denebilir ki sempozyumumuz, aslında geçmişle değil, doğrudan ve daha çok gelecekle ilgilidir.

Bilinmelidir ki geçmişi olmayanın geleceği olamaz.

 

Değerli konuklar…

Sizlerin de bildiği gibi üzerinde yaşadığımız kadim topraklar nice medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyada bulunmaktadır.

Tarihi eserlerin korunması ve geleceğe aktarılmasına dönük çabalar, bu medeniyetlerin ebediyete uzanmasına vesile olacaktır.

Bu kapsamda sempozyumumuzun 4000 bin yıllık bir geçmişe sahip Trabzon`da yapılması önemlidir.

Projektörlerimizi Trabzon`a çevirmek İyon Kent Devletleri, Pers, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerini görmemize yol açıyor ve Cumhuriyet Türkiye`sini içselleştirmemizi sağlıyor.

Sümela Manastırı`nın taşıdığı değer, İskender Paşa Camisinin içerdiği anlam, Trabzon kalesinin kritik önemi Trabzon`un üzerinde hassasiyetle durulması gereken zenginliği içerdiğini gösteriyor.

Bunlarla sınırlı değil elbette. Manastırlar, kiliseler, camiler, bedesten, kaleler, hanlar, evler ile Trabzon, göz kamaştıran ve göz bebeği gibi korunması gereken zengin bir tarihi mirasa sahiptir.

Sempozyumda, Trabzon ve çevre bölgelerle birlikte Anadolu`nun değişik noktalarında bulunan tarihi eserlere hak ettiği değeri vermeye çalışacağız.

Zonguldak`taki su değirmenlerinden Isparta`nın geleneksel Türk evlerine, Seddülbahir Kalesi`nden Konya Mevlana Müzesi`ne kadar pek çok eserle ilgili koruma ve güçlendirme analizleri yapılacak, teknik açıdan irdelenecek.  

Sempozyum programı çerçevesinde pek çok spesifik uygulama örneği sizlerin tartışmasına açılacak, güçlendirilmesi gereken yapılar, güçlendirme yol ve yöntemleri, teknik analizler dikkatinize sunulacaktır.

 

Değerli Meslektaşlarım,

Türkiye bir deprem ülkesidir. Dolayısıyla ülkemizdeki tarihi eserler de, deprem tehlikesi altındaki yapılardandır ve taşıdıkları öneme istinaden korunmaları, güçlendirilmeleri elzemdir.

Depremlerden zarar gören tarihi eserler bilançosuna bakıldığında, ne yazık ki ülkemizdeki tarihi eserlerin kaderleriyle baş başa bırakıldığı görülmektedir.

Anadolu coğrafyasındaki ilk kayıtlı deprem 526 yılındaki Antakya depremidir.

O depremden günümüze, meydana gelen her yer sarsıntısında önemli tarihi eserler zarar görmüştür. Hatta bazıları tamamen yıkılmıştır.

Sadece 1999 depreminde Bursa, Kocaeli ve Sakarya`da 77 tarihi eserin hasar gördüğü bilinmektedir.

Bursa-Yeşil Türbe, Sakarya-İhsaniye Camisi, Sakarya Sapanca Vakıf Oteli, Bursa-Rüstempaşa Camisi, Kocaeli-Akçakoca Camisi, Van-Hüsrev Paşa Külliyesi, Kaya Çelebi Camii, Çifte Türbeler, Yedi Kilise Manastırı, Marmara ve Van depremlerinde hasar gören yapılardan bazılarıdır.

1509 yılındaki İstanbul depremi surlarda, kulelerde, sütunlarda büyük ölçüde yıkıma yol açmıştır. 1719 depremi kilise, cami ve kulelere büyük zararlar vermiştir.

1766 depremi Topkapı Sarayına zarar verince, Sultan III. Ahmed in bir süre çadırda kaldığı bilinmektedir.

Dolayısıyla geçmişten bugüne tarihi yapıların depremden zarar gördüğü bilinmektedir.

Ancak, belirtmeden geçemeyeceğim ki, tarihi eserler sadece depremler ve diğer doğal afetler nedeniyle tahrip olmamaktadır.

Ne yazık ki son yıllarda tarihi eserler, ören yerleri turizm sektörüne açılmakta, rant getirecek mekanlar olarak düzenlenmekte, buna paralel olarak özensiz ve bilinçsiz kullanıma maruz kalmaktadır.

Unutulmamalıdır ki tarih zenginleşme aracı değildir. Onun zenginliği, öğretici olmasından gelmektedir.

Tarih en iyi öğretmendir. Eğitim için gerekli unsurlar ise Anadolu coğrafyasında çok sayıda bulunmaktadır.

Medeniyetleri görünür kılan tarihi eserler geleceğe aktarılacak, insanlar tarihle, kadim kültürlerle ve geleneklerle yüzleşecek ve öğrenecektir.

Bu yıl 6.`sını düzenlediğimiz sempozyum, bir açıdan eğitim materyallerini koruma ve güçlendirme çabası olarak adlandırılabilir.

Dolayısıyla, çabalarımız sadece sosyo-kültürel öğelerle sınırlı değildir, mühendislik biliminin bütün hünerlerinin devreye alınmasını içermektedir.

Tarihi eserlerle vücut bulan kültürel mirasın mevcudiyeti, mühendislik biliminin esaslarıyla sağlanacaktır.

 

Değerli Katılımcılar,

Teknolojinin ve bilimin bu kadar geliştiği bu dönemde depremlerin ülkemizin bir gerçeği olduğu bilinmesine rağmen acaba bu gerçeğe ilişkin ne ölçüde çalışmalar yapılıyor sorusu akla gelmektedir.

Elbette özellikle İstanbul`da başlatılan bazı çalışmalar yapılmıştır. Bazı tarihi eserler güçlendirilmiştir.

Ancak şimdiye kadar yapılan çalışmalar ne yazık ki yeterli değildir. Ne yazık ki kamu idaresi bu gerçeğin tam anlamıyla farkında değildir.

Depremin ne zaman meydana geleceği bilinmediğine göre, eserlerin akıbeti tesadüflere bırakılmıştır.

Ancak unutulmamalıdır ki, tarih eserler tesadüflere bırakılmayacak önemdedir. Bu gerçeğin bir an önce kavranması ve gereğinin yapılması gerekmektedir.

Öncelikli olarak tarihi eserlerin envanter çalışmasının bir an önce tamamlanması gerekmektedir.

 

Değerli Meslektaşlarım,

Özellikle belirtmek gerekiyor ki tarihi eserlerin korunması ve güçlendirilmesi kavramı, onları sadece depreme karşı dayanıklı hale getirmekle sınırlı değildir.

Bilinçsiz ve özensiz kullanım dışında, restorasyon çalışmalarındaki iptidai ve bilim dışı yöntemler tarihi eserlere zarar vermektedir.

Bu durum, sorun yelpazesinin genişliğini göstermekte ve aynı zamanda meslek disiplinleri arasında eşgüdümü zorunlu kılmaktadır.

Koruma ve restorasyon bütünlüğünün sağlanması ancak inşaat mühendisi, mimar, arkeolog, sanat tarihçisi ve bu alanda çalışan diğer tüm meslek disiplinlerinin eşgüdümü ile mümkün olabilir.

Bütün bu çalışmalardan sonuç alınması ise kamu idaresinin denetimi, gözetimi ve bütçe desteği ile mümkündür ki, Odamız bu yönde ısrarla çağrı yapmaktadır.

Bizler kamu idaresinden üniversite ve meslek odalarıyla birlikte özel çalışmalar yapmasını, tarihi eserlerin güçlendirilmesi için özel bütçe ayrılmasını bekliyoruz.

 

Değerli Konuklar,

Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyada yaşamak, elbette bizlerin sorumluluğunu artırmaktadır.

Ancak belirtmeliyim ki, bu sadece mesleki sorumluluk değildir. Tarihi eserlerle ilgili hassasiyet göstermek aynı zamanda yurtseverliğin, vatanseverliğin kıstaslarından biridir.

Odamızın geçmişten buyana yapmış olduğu çalışmalara bakıldığında toplumsal, kamusal yarar ilkesinden taviz vermediği bilinmektedir. Taviz verilemez ilkeler arasında tarihsellik de yer almaktadır ki, Odamız bu konudaki hassasiyetini de her ortamda dile getirmektedir ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir.

Bugün 6.`sını topladığımız Tarihi Eserler Sempozyumu, ülkemizin sahip olduğu değerlere sadece dikkat çekmekle kalmamakta, aynı zamanda tarihi eserlerin korunmasının taşıdığı önemi toplumsallaştırmakta, koruma kültürünün içselleştirilmesini sağlamaktadır.

 

Değerli Konuklar,

Değerli Meslektaşlarım,

Bu topraklarda hüküm sürmüş Akadlar, Asurlular, Luviler, Hititler, İyonlar, Lidyalılar, Frigyalılar, Urartular, Selçuklular, Osmanlılar arkalarında sayısız eser bırakmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ise bütün bu medeniyetlerin izlerini taşıyan eserlerle adeta medeniyetler beşiği olan Anadolu`yu taçlandırmıştır.

İnşaat mühendisliği, "medeniyet mühendisliği" olarak kabul edilir. Mesleğimiz, medeniyetleri görünür kılan eserler üretmiştir. Bugün ise kendisini tarihi eserleri koruma yükümlülüğü altında hissetmektedir. 

Bu yükümlülüğü yerine getirmenin bir yolu da bu tür bilimsel-mesleki etkinlikler düzenlemekten, konu ile ilgili bilgi birikimin çoğaltmaktan geçmektedir.

Tarihi eserlerin kaderiyle baş başa bırakılmaması, hatta makus talihlerinin yenilmesi, ancak bilim insanlarının, akademisyenlerin çabalarıyla mümkündür.

Sempozyumda mümkün olanın, nasıl ve ne şekilde uygulanacağına dair görüş ve yaklaşımlar paylaşılacaktır. Her biri birbirinden değerli ve ufuk açıcı bildiriler ve sunumlar, bilimin kat ettiği mesafeyi ve beraberinde kat edilecek mesafeyi ilan edecek, disiplinler arası eşgüdümün önemine dikkat çekecektir.

Sempozyum programı çerçevesinde ele alınacak konulara göz atıldığında tarihi yapıların koruması ile ilgili çağdaş ilkelerden mevzuat tartışmalarına, tarihi eserlerde kullanılan malzemelerin değerlendirilmesinden yapıların statik analizlerine, sit alanlarının korunmasından tarihi eserlerin yeniden kullanımına kadar pek çok konunun tartışılacağı görülecektir.

Şimdiye kadar Tarihi Yapıların Korunması ve Güçlendirilmesi temasıyla toplanan 5 sempozyum çok değerli birikimin oluşmasını sağlamış ve ülkemiz bilim insanlarının taşıdığı potansiyelin açığa çıkarılmasına vesile olmuştur.

Bugünkü sempozyum ise zincirin yeni bir halkası olarak mesleki tarihteki yerini alacaktır.

Değerli konuklar, sevgili meslektaşlarım,

Sözlerimi bitirirken bu sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen, mesai harcayan, bilgi ve tecrübelerini bizimle paylaşan başta sevgili hocalarımız Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ve Prof. Dr. Metin Hüsem nezdinde Düzenleme Kurulumuza, Bilim ve Danışma Kurulu`na, katkı sunan meslektaşlarımıza, Odamız personeline ve siz katılımcılara teşekkür ediyorum. Ayrıca sizlerle biraraya gelmemize katkı sağlayan sponsor firma ve kurumlarımıza da teşekkür ediyorum.

Bu duygularla sempozyumun ülkemize faydalı olmasını diliyor, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi adına saygılar sunuyorum.


Okunma Sayısı: 34

İstanbul Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır