NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA’NIN DÜNDEN BUGÜNE KANAL İSTANBUL AÇILIŞ KONUŞMASI ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ARAMA   WEBMAIL   BELGE KONTROL   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

19 HAZİRAN 2018, SALI   

32

ŞUBE BAŞKANIMIZ NUSRET SUNA’NIN DÜNDEN BUGÜNE KANAL İSTANBUL AÇILIŞ KONUŞMASI

    Yayına Giriş Tarihi: 08.02.2018 00:00   Güncellenme Zamanı: 08.02.2018 13:02:22  Yayınlayan Birim: İSTANBUL ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 08.02.2018 12:56:22

Değerli Konuklar,

Değerli Meslektaşlarım,

Değerli Hocamız Profesör Doktor ilhan Avcı`nın konuşmacı olduğu "Dünden Bugüne Kanal İstanbul" başlıklı konferansımıza hoş geldiniz.

Sizleri, Şube Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum.

Konferansımızda değerli hocamızın Kanal İstanbul Projesi`yle ilgili değerlendirmelerini öğreneceğiz.

2011 yılında AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından "çılgın proje" olarak tanıtılan Kanal İstanbul`a, mühendislik biliminin temel doğruları bağlamında açılacak pencereden bakacağız.

Projeyi, inşaat mühendisliğinin evrensel kabulleri doğrultusunda irdelemeye çalışacağız.

Projeyle ilgili görüşlerini farklı platformlarda dile getiren değerli hocamızı bir kez daha dinlemek bizler açısından şanstır. Bizlere bu şansı tanıyan İlhan Avcı Hocamıza huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.

Sözü değerli hocamıza vermeden önce Kanal İstanbul ile ilgili görüşlerimi kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli Meslektaşlarım,

Bizler açısından temel soru şudur: İstanbul`un ihtiyacı olan nedir? Kanal İstanbul, kentin ihtiyaçlarını karşılayacak bir proje midir?

Bu soruya yanıtımız bellidir: İstanbul`un böyle bir projeye ihtiyacı yoktur.

İstanbul tarihsel, kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan önemli bir kenttir. Sadece Türkiye`nin değil, Avrupa ve Asya`nın tartışmasız en önemli kentlerinden olan İstanbul ne yazık ki önemine uygun bir gerçekliğe sahip değildir.

Değerli Katılımcılar,

Kanal İstanbul`un yol açacağı olumsuzluklara geçmeden önce, projenin tahmini bütçesiyle ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan geçen günlerde yaptığı açıklamada, Üçüncü Hava Alanının, 22 Milyar Euroluk bütçesi olduğunu, Kanal İstanbul`un bundan daha yüksek bir maliyeti olacağını ifade etti.

Bakan bey açıktan ifade etmese de, Kanal İstanbul`un tahmini maliyetinin 40/50 milyar Euro civarında olması bekleniyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi`nin 5, 6 katı bir bütçe demek bu.

Böyle bir bütçenin kentsel yatırımlara yöneldiğini tasavvur etmenizi isterim. Kentsel altyapıya, ulaşıma, toplu taşımacılığa, derelerin ıslahına, deprem önlemlerine, güçlendirme çalışmalarına, tarihsel değerlerin korunmasına, yeşil alanların çoğaltılmasına…

Açık ki İstanbul daha yaşanabilir bir kent olma yolunda epey bir mesafe kat edebilir bu bütçe ile.

Değerli Konuklar,

Bırakalım böyle bir bütçenin sağlayacağı faydaları, Kanal İstanbul`a akıtılacak paranın bizleri yeni sorunlarla karşı karşıya bırakacağıda açıktır.

Medeniyetlerin beşiği bu kadim kente kıyıldığı yetinilmiyormuş gibi, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açacak adımlar atılıyor.

Karar merciinde bulunanlar, deprem tehlikesi altında bulunan bir kenti ikiye bölmenin yaratacağı handikabın farkındalar mı bilmiyorum.

Kaldı ki, mevcut durumda bile deprem toplanma alanları, ulaşım güzergâhları yok edilen bir kentin afet müdahale olanakları adeta bilinmeze mahkûm edilmiştir. Bölünmüş kentin deprem sonrasında nasıl tepki vereceği muğlâktır.

Kaldı ki yapılaşmayla adı geçen alanda heyelan, sıvılaşma, korozyon, kireçtaşlarının ergimesine bağlı büyük zemin göçüklerinin meydana geleceği, Kuzey Anadolu fay hattına ortalama uzaklığın ise yer yer 15 kilometre olduğu gerçeğiyle birleşince karşı karşıya olunan tehlikenin önemi daha net görülebilir.

Ayrıca dikkat çekilmelidir ki, proje kapsamında yapılacak dolgu adaların depremde vereceği tepki risk içermektedir.

Değerli Katılımcılar,

Ayrıntılarına hocamız değinecek ancak başlıklar halinde projenin olası olumsuz sonuçlarını sıralamak isterim.

İstanbul ve Marmara nüfusunun artacak olması ve nüfus yoğunluğunun doğuracağı olası sonuçlar, projeye dönük ilk itiraz noktasını oluşturmaktadır. İstanbul`un 25, İstanbul dahil Marmara`nın 40 milyon olması beklenmektedir ki, bu, ulaşım, altyapı gibi mevcut sorunların katlanarak varlığını sürdüreceğini göstermektedir.

Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere ve Durusu üzerinden geçecek şekilde projelendirilen ve yaklaşık 45 kilometre uzunluğundaki kanal İstanbul`un güzergâhında bulunan göl, dere, doğal yeraltı su ve kanalları büyük ölçüde tahrip olacaktır.

Hatta su havzalarını besleyen su varlıkları, Karadeniz ve Marmara`nın tuzlu sularının karışmasıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu, zamanla susuzluk tehlikesini ortaya çıkaracaktır.

Avcılar, Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Güngören, Küçükçekmece, Başakşehir, Esenyurt gibi ilçelere su veren Sazlıdere barajı yok olma tehlikesi altına girecektir. Aynı tehlikeden Terkos Havzası için de söz etmek mümkündür.

Proje kapsamında köprüler, yollar, konutlar, iş merkezleri yapılacağı için doğal yaşam alanlarının, ekosistemin bozulması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bölgede 102 milyon metre kare nitelikli tarım alanını olduğu ve tarımın yapılaşmadan etkileneceği düşünülürse, Trakya ve Marmara`nın gıda sorunu yaşanmaya başlayacağı ve hatta gıda fiyatları yükseleceği açıktır.

Projenin hava kirliliğine yol açacağına dair öngörülerin dayanaksız olmadığı açıktır. Proje kapsamında çıkacak 1,5 milyar metreküp hafriyatın neden olacağı tozun, limit değerin 600 katı olduğu bilinmektedir ki. Proje tamamlandığında artan nüfus yoğunluğu, bozulan ekosistemle İstanbullular daha fazla zehir solumaya başlayacaktır.

Sadece karasal değil, deniz ekosisteminde de olumsuz etki göstermesi beklenen projenin, Marmara-Karadeniz su dengesini, İstanbul Boğazındaki su akış doğallığını bozacağı açıktır.

Değerli Meslektaşlarım,

Sayın İlhan Avcı hocamızın bir röportajında belirttiği gibi, "şehir şu an batan bir gemidir ve bu yükü kaldırması mümkün değildir."

Emlak rantı yaratma dışında şehircilik politikası olmayanların, bilim insanlarının uyarılarına kulaklarını kapatanların yanıldıkları acı deneyimlerle ortaya çıkmıştır. Umarım, gelecekte yükü kaldıramadığı için iflas eden İstanbul ve zamanla yok olacak Marmara Denizi ile karşı karşıya kalmayız. Kentimizi, ülkemizi, doğamızı çok seviyoruz. Umarım bu defa yanılan biz oluruz.

Geldiğiniz için hepinize bir kez daha teşekkür ediyor, sözü hocamıza bırakıyorum.


Okunma Sayısı: 167

İstanbul Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır