NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI 46. DÖNEM 1. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI -12 MAYIS 2018 ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ARAMA   WEBMAIL   BELGE KONTROL   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

20 MAYIS 2018, PAZAR   

20

TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI 46. DÖNEM 1. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI -12 MAYIS 2018

    Yayına Giriş Tarihi: 14.05.2018 00:00   Güncellenme Zamanı: 14.05.2018 16:51:56  Yayınlayan Birim: İSTANBUL ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 14.05.2018 16:51:48

Şube Başkanımız Nusret SUNA’nın 46. Dönem 1. Danışma Kurulu Toplantısı’nda yapmış olduğu konuşma:

Değerli Divan,

Değerli Oda Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri,

Danışma Kurulumuzun Değerli Üyeleri,

Hepinizi saygıyla selamlıyor, Danışma Kurulumuza başarılar diliyorum.

İnanıyorum ki, Danışma Kurulunda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla meslek alanımıza, meslek odamıza, meslektaşlarımıza küçük de olsa katkı sağlayacağız ve bu hedef bizlerin ortak paydası olacaktır.

Değerli Kurul Üyeleri,

Türkiye gerçekten de algılanması ve yorumlanması zor bir ülke. Gelişmeler baş döndürücü bir hızla gerçekleşiyor.

Bırakalım orta vadeli program yapmayı, kısa vadeli düşünmek bile siyaseten risk taşıyor.

Dikkatinizi çekmiştir mutlaka. Hemen her buluşmamız olağanüstü gelişmelerin olduğu bir döneme denk geliyor.

Genel Kurul, Danışma Kurulu, Şube Başkanları toplantısı fark etmiyor, mutlaka beklenmeyen gelişmeler bizlerin gündemine giriyor.

Son genel kurulumuzu topladığımız günlerde ülkemizin Suriye bataklığına çekilmesini tartışıyorduk. 

Aradan bir ay geçmeden erken seçimle, bir başka ifade ile baskın seçimle karşı karşıya bırakıldık. Ve 46. Çalışma Dönemi 1. Danışma Kurulu`nu erken seçim tartışmaları arasında toplanıyoruz.

Değerli Katılımcılar,

Buradaki kritik konu siyasi iktidarın neden erken seçime gerek duyduğudur. 

Siyaset bilimi der ki, yönetenler yönetememeye başladığını hissederse son bir umutla erken seçim kararı alır. Ekonomideki olası gelişmelerin telafi edilemez sonuçları ortaya çıkmaya başladığında gidilecek bir seçimi kazanmak mümkün olmadığı için takvim erkene çekilerek zaman kazanılır. 

Ekonomideki kötü gidişatın toplumsal ve sosyal sonuçlarının siyasal hayata yansıma ihtimali böylelikle ötelenmiş olur.

Değerli Katılımcılar,

Erken seçim kararı alınmasına neden olan ülke panoramasına bakıldığında karşımızdaki tablonun, seçimin hükümetin istediği doğrultuda sonuçlanmayacağını göstermektedir. 

Bu tespit seçim sonuçlarından bağımsızdır. Sonuçlardan bağımsız olarak erken bir seçimle oluşacak yeni ülke yönetiminin son yıllarda ekonomide, sosyal ve siyasal hayatta yaratılan tahribatın önüne geçmesi mümkün olmayacaktır.

Bırakalım dar ve sabit gelirlilerin içinde bulunduğu sıkıntıları, hayat pahalılığını, hayatı çekilmez kılan zamları, adaletsiz vergileri; büyük sermaye gruplarının borç yapılandırması için sıraya girdiği kamuoyuna yansımaktadır.

Yabancı yatırımcıların ülkeyi terk etmesi bir yana, ulusal sermayenin yurt dışına çıkma eğilimi içerisinde olduğuna dair haberler basında yer almaktadır.

İşsizlik ve enflasyonun çift haneli rakamlara ulaştığı, 

inşaat sektöründeki krizin görmezden gelinmesinin mümkün olmadığı seviyelere çıktığı, 

hatta konutta hareketlenmeyi sağlamak amacıyla kampanya hazırlıkları yapıldığı,

alım gücünün düşmesinin her türlü ekonomik hareketi olumsuz etkilediği, 

Türk lirasının değer kaybının önüne geçilemediği, 

özelleştirmelerle elde edilen sıcak paranın tükendiği,

satacak kamusal değer kalmayınca Cumhuriyetle yaşıt şeker fabrikalarının satılmaya başladığı bilinmektedir.

Siyasi iktidarın her şeyi tozpembe gösterdiği, yandaş basın vasıtasıyla bu algının yerleştirilmek istendiği görülmektedir ki, bu durumda neden erken seçime gerek duyulduğu sorusuna ne yazık ki ikna edici bir yanıt verilememektedir. 

Her şey iyi gidiyorsa neden seçim yapılmaktadır? Erken seçim kararı alacak kadar durum kötüyse, bu kötülüğün müsebbibi olan ve 16 yıldır ülkeyi yöneten siyasi iktidar vatandaşa ne vaat edebilir? Vaatler inandırıcı olur mu?

16 yılın sonunda ülkemize baktığımızda,

Ülkemizin iç ve dış borç batağında olduğunu,

büyük ölçekli kamusal yatırımların özelleştirildiğini,

tarımın ve hayvancılığın yok edildiğini, 

kamu kaynakları üzerinden sınırsız zenginliğe ulaşan bir kesim yaratıldığı,

eğitimin yap boz tahtası haline getirildiğini,

eğitimdeki gericileşmenin, bilimdışı uygulamaların, gerici kadroların çocuklarımızın geleceğini tehdit ettiğini,

ülkemizin köklü üniversitelerinin parçalandığını,

hemen bütün komşu ülkelerle gergin bir ilişki yaratıldığını,

uluslararası ölçekte ülkenin itibarsızlaştırıldığını, 

ülke içinde politik tahkimatı sağlamak amacıyla toplumsal-siyasal kesimler arasında iç barışı bozacak potansiyel barındıran gerginliklerin öne çıkarıldığını,

siyasi erkin farklı düşünenlerin, hatta iktidar partisine oy vermeyenlerin "münafık", "vatan haini" suçlamasıyla karşı karşıya bırakan bir ifrat duygusunun esiri olduğunu,

dini duyguların siyaset malzemesi haline getirildiğini,

toplumsal hayatın dini kurallara göre düzenlendiğini,

Cumhuriyet değerlerini ve Cumhuriyetin kurucu kadrolarını itibarsızlaştırmaya dönük girişimlerin ayyuka çıkarıldığını,

gericileşmenin sonucu olarak kadına dönük şiddet, taciz gibi olayların artış gösterdiğini, kız çocuklarını eğitimin dışına, kadınları da çalışma yaşamının dışına iten zihniyetin tehlikeli boyutlara vardığını

görüyoruz.

Ne yazık ki tablo budur. 

Değerli Kurul Üyeleri,

Ekonomik sorunlara neden olan sadece ekonomik kararlar değildir. Uluslararası ilişkilerden eğitimin gelişmişliğine, özgürlüklerden ülkenin bilimdeki yerine kadar pek çok faktör ekonomiyi doğrudan etkilemektedir. Demokrasisi gelişmemiş ülkelerin ekonomide gelişme sağlaması mümkün değildir. 

Ülkemizin demokrasi karnesi ne yazık ki kırıklarla doludur. Bu karneyle sınıf geçmek mümkün değildir.

Nasıl mümkün olsun ki?

15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşananlar hepimizin malumudur.

Ülkemiz içinden çıkılması zor demokrasi kriziyle karşı karşıya bırakıldı.

Anayasa değişikliği ile tek adam yönetiminin önü açıldı. 

Darbe girişimi bahanesiyle demokratik sistem askıya alındı, demokratik haklar budandı, ancak darbe dönemlerinde görülebilecek uygulamalar yaygınlaştı, hatta kalıcı hale getirildi. 

Yasama yetkisi fiilen ortadan kaldırıldı, ülke Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetildi, yönetilmeye de devam ediyor.

Olağanüstü Hal uygulaması süreklileştirildi, olağanlaştırıldı. OHAL bütün muhalif kesimleri sindirme, susturma aracı olarak kullanıldı, kullanılmaya devam ediyor.

Görüyor ve yaşıyoruz: Barışçı, demokratik gösteriler bile şiddetle bastırılmaya başladı. İnsanlar tıpkı darbe dönemlerinde olduğu gibi hukuki dayanağı olmadan, sıradan gerekçelerle tutuklanıyor. 

Darbecilerle uzaktan yakından ilgisi olmayan binlerce kamu çalışanı işten atıldı. TMMOB ve KESK üyelerinin, akademisyenlerin olduğu binlerce insan işsiz bırakıldı.

Parti başkanlarının, belediye başkanlarının, milletvekillerinin tutuklandığı bir ülkede demokrasiden söz etmek mümkün müdür?

Aynı şekilde, bir Cumhurbaşkanının grev yasaklarıyla övündüğü bir ülkede çalışanlar lehine sonuç almak mümkün müdür?

Değerli Meslektaşlarım,

Meslek odalarına dönük girişimlerin de yandaş oda yaratma amacını taşıdığı sır değil.

2011 yılından başlayarak mevzuatımızda pek çok değişiklik gerçekleştirildi. Ekonomik açıdan güçsüzleştirmek amacıyla düzenlemeler yapıldı. 

Oda-üye ilişkisini zayıflatmak amacıyla yeni uygulamalar devreye sokuldu. Meslek odalarının kamu adına yerine getirdiği ve mesleki uygulamaların niteliğini yükseltecek denetim kanalları kapatılmaya çalışıldı.

Bütün bu değişikliklerin yol açtığı olumsuzlukların dayanışma duygusuyla aşıldığını biliniyor. Odalarımızı yandaş oda haline getirmeye dönük girişimlerin ardı arkası gelmiyor. 

Neredeyse senede birkaç kez TMMOB yasasının değiştirileceği haberleri duyuluyor. Hatta yasa taslakları dolaşıma sokuluyor. Yasa değişikliği adeta demoklesin kılıcı gibi meslek odalarının başında sallandırılıyor. 

İstiyorlar ki, üçüncü boğaz köprüsü için yeşil alanlar, su havzaları, doğal yaşam tahrip edilirken kimse itiraz etmesin. Üçüncü hava limanı sessiz sedasız bitirilsin. 

Kanal İstanbul gibi, kenti bir bütün olarak yok edecek projeler hiçbir sorunla karşılaşmadan hayata geçsin ve bütün bunlarla ilgili gerçek bilgiler kamuoyuyla paylaşılmasın. 

Depremin hayatımız ve geleceğimizi tehdit etmeye devam ettiğini, deprem önlemi ismi altında meşrulaştırılan kentsel dönüşüm projelerinin asıl olarak rant projelerine dönüştürüldüğü gizlesin. 

İş cinayetleri sürsün, işçi sağlığı ve iş güvenliği yatırımlarının maliyet artırıcı unsur olarak kabul edildiği ve bu nedenle yerine getirilmediği, insanların bu nedenle ölmeye devam ettiği de saklansın. 

Takdiri ilahi denilerek sorumluluktan kaçmak mümkün olsun.

Gerçeklerden korkan bir siyasi iktidarla karşı karşıya bulunmak, bizleri gerçeklere daha sıkı sarılmamızı zorunlu kılıyor. Gerçeklere sarılacağız ve halkımızı bilgilendireceğiz.

Büyük kentler başta olmak üzere hemen bütün yerleşim bölgelerinin su taşkınlarından depreme hemen bütün afetlere karşı hazırlıksız olduğunu, yaşanabilir olmaktan her geçen ün uzaklaştığını, betona teslim edildiğini, kaynakların temel ihtiyaçları karşılamak yerine ve daha çok yandaş grupları zengin etmek amaçlı olarak kentsel makyaj olarak tarif edilen yatırımlara akıtıldığını, mesleki bilgimiz ışığında halka arz edeceğiz.

Değerli Meslektaşlarım,

Danışma Kurulu`nun örgütsel işleyiş noktasında arz ettiği önemi biliyoruz. 

Danışma Kurulumuz demokratik işleyişin ayırt edici organlarından biridir. Elbette karar mercii değildir. Lakin Oda Yönetim Kurulunun ve diğer yürütücü organların Danışma Kurulu yönelimini yok sayarak karar ve tasarrufta bulunduğu da bugüne kadar görülmemiştir. Bu, adeta yazılı olmayan bir kural gibidir.

Yine ifade edebilirim ki, Danışma Kurulunun ilk toplantısı, dönem içerisinde gerçekleştirilecek toplantılarına dair önemli bir ipucudur. 

Çalışma Programı Taslağı ile ilgili yapıcı ve geliştirici eleştiriler, farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesi, ufuk açıcı tartışmalar önümüzdeki günlerin bugünden şekillenmesini sağlayacaktır.

Danışma Kurulları ilk kez Danışma Kuruluna seçilen arkadaşlarımız, şu anda yönetimlerde görev alan arkadaşlarımız ve bir yandan da geçmişten bugüne görev yapmış yöneticilerimizin biraraya geldiği, örgütümüzün geçmişten geleceğe gelenek aktarımının yapıldığı bir oluşumdur. Kısaca İMO`nun çekirdek ailesidir. Bu nedenle de son derece kıymetlidir. 

Bende 20 yılı aşkın süredir bu ailenin bir üyesi olarak sizlerle son genel kurulumuz sürecinde beni üzen 2 olayı paylaşmak istiyorum. 

Bunlardan birincisi Genel Kurulumuzda Çalışma Raporu üzerine görüşmeler yapılırken Bursa Şubeden bir arkadaşımız söz alarak kürsüden nihayet istiklal marşının okunduğu bir genel kurul yapılıyor diye bence talihsiz bir ifade kullandı. 

İkinci olay ise Konya Şube Yönetim Kurulundan bir arkadaşımız seçimlerimizin yapıldığı gün sosyal medya ortamında yine benzer şekilde istiklal marşının ilk defa okunduğu, bayrağın ilk defa salonda bulunduğu v.b. ifadelerle örgütümüzün tarihine atıfta bulunarak karalayıcı ifadeler kullandı. 

Her iki delegemizin de bu söylemlerini doğru bulmadığımı ve bu durumdan üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Bizler hepimiz burada farklı siyasetlerden meslektaşlar olarak mesleğimiz adına, meslek odamız adına birşeyler yapmak için biraradayız. 

Düşüncelerimizi elbette bugüne kadar olduğu gibi kürsülerimizden özgürce dile getirebiliriz. Ancak bu şekilde karalayıcı ve yanıltıcı beyanlar bize zarar verir. 

Danışma Kurulumuz sadece demokratik işleyişin değil, aynı zamanda bilgeliğin de simgesi olmuştur. Bu düşünceyle bu üyelerimizin Şubeleri tarafından uyarılması gerektiğini düşünüyorum. 

Değerli Katılımcılar,

Çalışma Program Taslağında da görüleceği üzere, bu dönemde Şube Danışma Kurulu hayata geçirilecektir.

Bunu iki nedenle önemsiyorum. İlki, bazı şubelerimizde Şube Meclisi, Küçük Kurul gibi değişik isimler altında faaliyet yürüten kurullar bir yönetmelikle standarda kavuşturulacaktır. Bu, kurumsallık açısından önemli bir adımdır.

İkincisi ise İMO Danışma Kurulunun, demokratik işleyişe ve inşaat mühendisliğinin kuramsal yönüne yaptığı katkının, şubelerimizde de hayat bulmasına olanak sağlanacaktır.

Değerli Katılımcılar,

Çalışma Programı Taslağı, konuşmamda kısaca değinmeye çalıştığım sorunlara, inşaat mühendisleri cephesinden net, anlaşılır ve kararlı bir yanıt içermektedir.

Özellikle öğrenci üyeler, işsiz meslektaşlarımız, asgari ücret uygulaması, meslektaşlarımızın özlük hakları, kamuda çalışan arkadaşlarımızın yaşadığı sorunlar önümüzdeki dönemin mücadele konuları olacaktır.

Mesleki konulardaki etkinliklerimiz devam edecek, mesleğin itibarı, mesleki uygulamaların niteliğini, meslektaşlarımızı donanımlı kılacak eğitimler hız kesmeyecektir. 

İstanbul şubesi olarak Çalışma Programında gösterilen hedeflerin yakalanmasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzun bilinmesini isteriz.

Bu duygularla hepinizi bir kez daha selamlıyor, yeni dönemin başarılara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.


Okunma Sayısı: 11

İstanbul Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır