NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ KADERİNE RAZI DEPREMİ BEKLEYEN KADİM KENT: İSTANBUL ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ARAMA   WEBMAIL   BELGE KONTROL   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

26 EYLÜL 2018, ÇARŞAMBA   

1

KADERİNE RAZI DEPREMİ BEKLEYEN KADİM KENT: İSTANBUL

    Yayına Giriş Tarihi: 15.08.2018 00:00   Güncellenme Zamanı: 15.08.2018 15:26:07  Yayınlayan Birim: İSTANBUL ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 14.08.2018 13:58:21

17 Ağustos 1991 depreminin yıl dönümünde İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından yapılan açıklama. 14 Ağustos 2018

 

                KADERİNE RAZI DEPREMİ BEKLEYEN KADİM KENT: İSTANBUL

(17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından yapılan açıklama. 14 Ağustos 2018)

·           İnşaat mühendisleri olarak, 17 Ağustos depreminin her yıl dönümünde aynı soruyu sormaya devam edeceğiz: İstanbul depreme hazır mı?

·           İstanbul`da mevcut yapı stoku genel olarak güvenli olmaktan uzaktır; İstanbullular için tehlike arz etmektedir.

·           En iyimser deprem senaryolarında bile hayatını kaybedecek insan sayısı on binlerle ifade edilmektedir.

·           İstanbul`un yaşayacağı olası felaketin sorumluları hiç şüphe yok ki, dere yataklarını imara açan, askeri alanlara yapılaşma izni veren, yapı üretim sürecini denetimsizliğe mahkûm eden, mühendisleri üretim sürecinin dışına iten, kentleri insana göre değil ranta göre düzenleyenler olacaktır.

·           Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından belirlenen riskli bölgeler haritasıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığının haritası örtüşmemektedir. İki harita arasında riskli bölgeler % 73 oranında farklıdır. Bakanlığın haritasında rant değeri yüksek bölgeler riskli gösterilmesinin nedeni nedir?

·           Piyasa ilişkilerinde "gayrimenkul değerlendirme" olarak da tanımlanan kentsel dönüşümün, Bakanlığın risk haritasında yer alan ve rant değeri yüksek bölgelerden başlaması manidar değil midir?

·           İstanbul içinden çıkılmaz sorunların sıkışıklığındayken ve deprem tehlikesinin sıcaklığını hissediyorken, nüfus yoğunluğunu ve sorunları iki katına çıkaracak Kanal İstanbul gibi bir projeye neden ihtiyaç duyulmaktadır?

·           Deprem toplanma alanları ve ulaşım güzergâhları sorunu varlığını sürdürmektedir. Önceden belirlenen alanların yapılaşmaya açılması bir yana parkları, okul bahçelerini, boş alanları toplanma alanı ilan etmek sorunu ortadan kaldırmamaktadır.

·           Geleceği kazanmanın tılsımlı kavramı yapı denetim sistemi ne yazık ki sorunlarından arındırılamamış, işlevsel ve sağlıklı bir işleyişe kavuşturulamamıştır.

·           İmar affıyla yapı stokunun iyileştirilme hedefinden vazgeçilmiş, kaçak ve sağlıksız yapılaşma adeta ödüllendirilmiştir.

·           İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da, deprem güvenliğinin sağlanması hedefiyle başlatılacak her çalışmaya katkı ve destek vermeye hazırdır.


KADERİNE RAZI DEPREMİ BEKLEYEN KADİM KENT: İSTANBUL

17 Ağustos 1999 depreminin 19. yıl dönümü dolayısıyla düzenlediğimiz basın toplantısına hoş geldiniz.

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak daha önceki yıllarda yaptığımız basın toplantılarında Depreme yönelik yapılacak çalışmalarda önceliğin insan hayatının niteliğinin yükseltilmesi ve gerek kentsel dönüşüm gerekse imar uygulamalarında ranta dönük anlayışlarından vazgeçilmesi olduğunu belirtmiştik.

1999 depremlerinden sonra oluşturulan Deprem Şurası çalışmalarında, üniversitelerin ve meslek odalarının düzenlediği bilimsel etkinliklerde azami 15-20 senede İstanbul`un deprem güvenliğinin sağlanabileceği dile getirilmiş, bunun uygulanabilir çözümleri kamuoyuyla paylaşılmıştı.

Elbette geçen zaman zarfında hiçbir şey yapılmadığını söylemek haksızlık olacaktır. Ancak yapılanların yeterli olmadığını, can ve mal güvenliği açısından depremin hala birinci öncelikli sorun olarak varlığını sürdürdüğünü, bu zaman zarfında deprem önlemlerinin alınması, binaların güvenli hale getirilmesi bir yana, kentleşme ve yapılaşmada önemli hatalar yapıldığını belirtmek de kamusal sorumluluğun bir gereğidir.

İnşaat mühendisliği mesleğinin temel amacı insan hayatını kolaylaştıracak, niteliğini yükseltecek, temel ihtiyaçlarını karşılayacak, gelişen yeni toplumsallığın gereklerini yerine getirecek üretimde bulunmaktır. Dolayısıyla mesleğimizin odak noktasında insan yer almaktadır. Kentlerden ulaşıma, eğitimden toplumsal bilince kadar insanla ilgili konulardaki yaklaşımımız toplumsal ve kamusal yarar ilkesiyle ifadesini bulmaktadır.

Mevcut siyasi iktidarla karşı karşıya geldiğimiz nokta tam da burasıdır. Bizlerin karar ve tasarruflarına yön veren insanın ihtiyaçlarıdır, siyasi iktidarınkine yön veren ise kentsel ranttır.


İstanbul Depreme Hazır mı?

Geçen sene düzenlediğimiz basın toplantısında "İstanbul depreme hazır mı" diye sormuş ve ne yazık ki ikna edici yanıtlara ulaşamamıştık. Bu soru bugün hâlâ geçerliliğini koruyorsa, siyasi iktidarla aramızdaki açının kapanmadığının göstergesi sayılmalıdır.

Evet, bir kez daha soruyoruz: İstanbul depreme hazır mı?

Bizce yanıt bellidir. Ne İstanbul ne de Türkiye depreme hazır değildir. Çünkü bu zaman zarfında yapılması gerekenler yapılmamış, yapı stokunu iyileştirmek için geliştirilen kentsel dönüşüm projeleri için rant değeri yüksek bölgeler seçilmiş, insan hayatına değil ranta önem verildiği açığa çıkmıştır.

Siyasi iktidarın yanıtı, geçen Haziran ayında İmar Barışı ismiyle ilan edilen ve aslında imar affından ibaret düzenlemede gizlidir. İmar barışıyla iskansız, ruhsatsız ve nitelikli mühendislik hizmeti almadan, yapı denetim sürecine dahil olmadan üretilen yapılara af getirilerek, İstanbul yapı stokunun depremde vereceği tepkiyle ilgili kaygılar ne yazık ki pekiştirilmiştir.

Oysa ki bu sorunun yanıtı Temmuz ayı içerisinde Sütlüce de bir inşaatın temel kazısı sırasında yandaki parselde bulunan binanın devrilmesi, Ümraniye`de ve Sancaktepe`de istinat duvarının yıkılmasıyla açığa çıkmıştır.

Deprem görmeden, binalar yıkılıyor, istinat duvarları dağılıyor, yollar göçüyorsa, İstanbul`un yanıtı ve talebi açıktır: İstanbul yardım istemekte, ancak siyasi iktidar, bu talebi görmezden gelmekte ve hatta yüzbinlerce kaçak, ruhsatsız, güvenlikten uzak binanın affedilmesini tercih etmektedir.


Deprem Gerçeği ve Yapı Stoku

Öncelikle ülke panoramasına bakmak gerekiyor.

Konuya yaklaşım ve çözüm önerileri farklılık arz etse de, değişmez gerçeklik Türkiye`nin bir deprem ülkesi olduğudur. 

1900`lü yılların başından bu yana bulunduğumuz coğrafyada, otuzu büyük ölçekli olmak üzere 100`den fazla yıkıcı deprem meydana gelmiş, 100 bini aşkın insan hayatını kaybetmiş, ekonomi, toplumsal, kültürel ve tarihsel açıdan büyük tahribat oluşmuştur.

Ülke topraklarının yüzde 92`sinin deprem kuşağında yer aldığı, nüfusun yüzde 95`inin bu bölgelerde yaşadığı, 11 metropol kentimizin ve sanayi tesislerimizin yüzde 75`inin deprem tehlikesi altında bulunduğu gerçek hanesindeki notlardan sadece bazılarıdır.

Türkiye`de 20 milyon yapı bulunmaktadır. 20 milyon yapının yarısı güvenli olmaktan uzaktır, ruhsatsız ve kaçak inşa edilmiştir. Bir başka ifade ile mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir. Bu yapıları kullanan, buralarda yaşayan insanlar can güvenliği tehlikesi altındadır. İstanbul`da bulunan yaklaşık 2 milyon binanın yarısı aynı şekilde tehlike arz etmektedir.

Yapı stokunun mevcut durumu bizlerin yorumu değil, bizzat Hükümet yetkililerinin kamuoyuyla paylaştığı bir bilgidir. Örneğin bir önceki dönem Çevre ve Şehircilik Bakanı Sn. Mehmet ÖZHASEKİ, 2017 Temmuz ayında düzenlediği bir toplantıda bu verileri açıklamış ve yapı stokunun iyileştirilmesi için 15 yıla ihtiyaç olduğunu ifade etmiştir. 1999 depremi baz alınırsa, anlaşılan o ki Türkiye`nin ancak 30-35 yılda ancak yapı stokunu güvenli hale getireceği tahmin edilmektedir. Buradaki kritik konu, bu zaman zarfında meydana gelecek bir depremin insani ve iktisadi açıdan sonuçlarının ne olacağıdır?

Aynı şekilde İSMEP, (İstanbul Sismik Rizkin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi) kamu kurumlarına ait okul, hastane, yurt, kreş gibi binaların 2021 yılına kadar elden geçirileceği, riskli alan ve yapıların ise kentsel dönüşüm projeleri bağlamında 20 yıllık bir süre içinde yıkılıp yeniden yapılacağını kamuoyuna açıklamıştır.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, başta İstanbul olmak üzere ülke nüfusunun büyük bölümü ciddi risk altında bulunmaktadır.

Farklı kurumların olası İstanbul depremiyle ilgili senaryolar ürettiği bilinmektedir. En iyimser senaryoda bile on birlerce insanın hayatını kaybedeceği; binlerce binanın ağır ve çok ağır hasar göreceği, yüzbinlerce ailenin barınma sorunun baş göstereceği, su, elektrik, gaz altyapısında ciddi boyutlarda hasar meydana geleceği, enkaza ulaşma, enkaz kaldırma, yaralıları hastaneye ulaştırmada ciddi sorunlar yaşanacağı, ekonomik kaybın ise 100 milyarı bulacağı tahmin edilmektedir.

Öte yandan, deprem sonrası afet çalışmaları başlı başına sorunlu bir konu olarak karşımızda durmaktadır. Afet Toplanma Alanları ve ulaşım güzergâhlarıyla ilgili geçen senelerde kamuoyuyla paylaştığımız sorunlar hala varlığını korumaktadır.

Merkezi ve yerel yöneticilerden deprem toplanma alanları ile ilgili açıklamalar doğruları yansıtmamaktadır. Çünkü boş alanların, okul bahçelerinin, parklar ve benzerlerinin toplanma alanı statüsünde değerlendirilmesi mümkün değildir. Toplanma alanı, altyapısı hazırlanmış, insanların beslenme, barınma, yıkanma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmiş alan anlamına gelmektedir.

1999 depreminden sonra toplanma alanı olarak düzenlenmesine karar verilen 496 Geçici İskân Alanları ile deprem sonrası kullanılacak 562 Birinci Derecede Acil Ulaşım Yolunun akıbetine dair bilgiler defalarca kamuoyuyla paylaşılmıştır. Durum tam anlamıyla vahimdir. Açıkçası deprem toplanma alanları ranta kurban edilmiştir.

Kaygıyla ifade ediyoruz ki, 18 milyonluk mega kent kaderine razı şekilde depremi beklemektedir.


İmar Affıyla Yapı Stokunu İyileştirme Mücadelesinden Vazgeçiliyor

Dönem dönem çıkartılan imar affı, ülkemizi güvenli yapılaşma ve sağlıklı kentleşme hedefinden uzaklaştıran önemli etkenlerden biridir. Şimdiye kadarki imar aflarının kentleşmede neden olduğu olumsuzluklar, 6 Haziran 2018 tarihinde yayınlanan İmar Barışı Yönetmeliği ile katlanarak tescillenecektir. Çünkü İmar Barışı olarak duyurulan ancak açıktan imar affı niteliğindeki düzenleme, sağlıklı ve güvenli yapılaşmaya ölümcül bir darbe vuracaktır.

Yönetmeliğin 9. maddesinde, "Yapının depreme dayanıklılığı ve yapının fen ve sanat norm ve standartlarına aykırılığı hususu yapı malikinin sorumluluğundadır" denilerek, yapının güvenli olup olmadığı hak sahibinin beyanına bırakılmaktadır ki, bu durumun suistimale yol açacağı, kaçak yapı ve bölümlerin gözden kaçmasına neden olacağı açıktır.

İmar affıyla mühendislik hizmeti almadan üretilen sağlıksız yapıların affedilerek mevcudiyetlerinin koruma altına alınması, yapı stokunun iyileştirilme hedefinden uzaklaşmak anlamına gelecek, Sütlüce`dekine benzer yüzbinlerce bina büyük felakete zemin hazırlayacaktır.

İşin en ilginç tarafı, aynı zaman diliminde, 2 Mayıs 2018 tarihinde yeni Yapı Ruhsatı Formu Standardı yürürlüğe girdi. Değişiklikle yapı ruhsatlarında bulunan mühendis imza bölümü kaldırıldı. Yapı üretim sürecinde denetimsizliğe davetiye çıkaran, "sahte mühendisleri", "imzacıları" bizzat devlet eliyle teşvik eden, yapı ruhsatlarının mühendisin bilgisi olmadan hazırlanmasına fırsat tanıyan, mühendisleri, mimarları üretim sürecinin dışına iten, mühendisliği önemsizleştiren düzenleme açık ki yeni Sütlüce facialarına davetiye çıkaracaktır.

Bir yandan yapı stokunun iyileştirileceğine dair hedefler açıklayacaksınız, diğer yandan imar affıyla kaçak ve güvensiz yapıları affedeceksiniz. Bu kararları eleştirenleri de "politik" davranmakla suçlayacaksınız. Ortada anlaşılması ve kabul edilmesi mümkün olmayan tuhaflıklar vardır ve ne yazık ki bu tuhaflıkların bedelini İstanbullular ödeyecektir.

İstanbul yapı stokunun mevcut durumunu anlamak için Temmuz ayının içerisinde peş peşe yaşanan facialara bakmak yeterli olacaktır.

24 Temmuz`da Beyoğlu Sütlüce`de bir bina, komşu parselde devam eden temel kazısı nedeniyle birkaç saat içinde çöktü. Zemin kaymasının zamanında fark edilmesi nedeniyle can kaybı olmadı. 28 Temmuz`da ise Sancaktepe Mevlana İlkokulunun duvarı yıkıldı. Okulların tatil olması nedeniyle kimse zarar görmedi. 30 Temmuz`da da Ümraniye`de bir inşaatın istinat duvar çöktü. Can kaybı olmadı ama birkaç araba göçük altında kaldı.

Bu manzaranın tek bir izahı bulunuyor. Kentimiz insan hayatı açısından tehlike arz etmektedir. İstanbul`da binaların kayda değer kısmı iskânsız, ruhsatsız ve denetim dışı üretilmiş ve depreme maruz kalmadan yıkılacak durumdadır, altyapısı ihtiyacı karşılayamayacak oranda niteliksizdir.

Her ne kadar merkezi ve yerel yetkililer sorunları doğa olaylarıyla açıklamaya ve dolayısıyla sorumluluktan kurtulmaya çalışsa da, İstanbul`da ciddi bir altyapı eksikliği vardır ve yapı üretim süreci zaaflarından arındırılamamıştır. Karşı karşıya kaldığımız bu durum ne tesadüftür ne de sorumlu doğa olaylarıdır.

Eğer siz dere yataklarını imara açarsanız, dere yataklarıyla yetinmeyip boşaltılan askeri alanlarda yapılaşmaya izin verirseniz, kentleri betona teslim ederseniz, yapı denetim sistemini onca itiraza karşın değiştirmezseniz, yapı denetimini piyasacı rekabetin unsuru haline getirirseniz, bütün bir kenti ranta göre düzenlerseniz, mesleki uygulamaların niteliksel denetim organlarından olan meslek odalarını kulvar dışına iterseniz, mühendislik mesleğini itibarsızlaştırırsanız, mühendisin imzasını formaliteden ibaret hale dönüştürürseniz, bununla yetinmeyip yapı ruhsatlarındaki mühendis imza bölümünü bile kaldırırsanız, yapı üretim sürecini denetimsizliğe mahkum ederseniz bir başka sorumlu aramanıza, doğa olaylarını sorumlu ilan etmenize gerek yoktur. Bütün sorumluluk sizdedir.  


Geleceği Kazanmanın Anahtar Kavramı: Yapı Denetimi

Riskli binaların güçlendirilmesine dönük çalışmalar mevcut duruma bir müdahaledir ve haliyle bugünle ilgilidir. Ancak yapı denetimi sadece bugünü değil geleceği ilgilendiren bir kavramdır; geleceği kazanmanın anahtarıdır.

Yapı Denetimi, zemin seçiminden başlayarak zemine uygun projeyi, projeye uygun imalatı, nitelikli malzeme kullanımını, çevre güvenliğini, estetiği, garanti süresini, yani üretim sürecinin hemen her aşamasını kapsamaktadır.

Deprem riski az olan, kaçak yapılaşmanın görülmediği ülkelerde bile yapı denetim kavramı, üretim sürecinin vazgeçilmezi olarak görülüyorsa, bir deprem ülkesi olan Türkiye`de yapı denetimi sisteminin hâlâ zaaf ve sorunlarla bir anılmasını kabullenmek mümkün değildir.

Bilindiği gibi 2001 tarihli 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası sadece 19 ilde uygulanmış, bu zaman zarfında gerek yasada, gerekse ilgili yönetmeliklerde defalarca değişiklik gerçekleştirilmiş, 2011`den başlamak üzere yasa bütün ülkede uygulamaya alınmıştır. 10 yılı aşkın deneyime rağmen, sorunların varlığını sürdürmesi asıl tartışmanın yasanın özüne dönük olmasıyla ilgilidir.

Yasanın özüne dair iki itiraz noktamız bulunuyor. Birincisi özel firmalar aracılığıyla yürütülüyor olsa da, yapı denetimi öz itibariyle bir kamu hizmetidir. Bugün sistemin kamusal yönü ne yazık ki etkili değildir ve yapı denetimi gibi önemli bir kavram, piyasa ilişkilerinin inisiyatifine bırakılmıştır. İkincisi ise yüklenici ile yapı denetim firması arasındaki ücret ilişkisi sağlıklı bir denetim yapılmasına engeldir. Yapı denetim firması ücret aldığı işvereni denetlemekle yükümlüdür ki bu denetimin ruhuna uygun değildir. Dolayısıyla bu ilişki yeniden tarif edilmeli ve yasada gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

Şu noktanın kamuoyu tarafından anlaşılması gerekmektedir. Yapı denetiminin sağlıklı ve işlevsel olduğu bir sistemde Sütlüce`deki facia yaşanmaz, binalar depremde ayakta kalır, can ve mal güvenliği azami ölçüde korunur. 


Kentsel Dönüşüm Kavramı

Kentsel dönüşüm kavramının ilk kez yoksul ve az gelişmiş ülkeler için kullanılması tesadüf değildir. Çünkü söz konusu ülkelerdeki kentlerde kaçak yapılaşma yoğundur ve özellikle kent yoksullarının yaşadığı bölgelerdeki yapılar güvenli olmaktan uzaktır. Kavramın, neoliberalizmin kent politikalarının odak noktasına alınması ise ulusal ve uluslararası büyük sermaye gruplarının kentsel değerleri ranta dönüştürme beklentisi nedeniyledir. Yoksullar mahallelerinden, sosyal yaşam alanlarından koparılarak kentlerin dışına çıkarılmalı, kent merkezleri mega AVM`ler, üst gelir gruplarına yönelik lüks konut projeleri için düzenlemelidir. 

Takip edildiği üzere, ülkemizdeki kentsel dönüşüm süreci, kavramın kuramsal çerçevesine uygun seyretmektedir. Her ne kadar deprem tehlikesi üzerinden toplumsal meşruluğu sağlansa da, kentsel dönüşüm projelerinin rant değeri yüksek bölgelerden başladığı sır değildir. Bu tespit bizlerin değil bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerine aittir. İşin doğrusu sorun tam da buradan kaynaklanmaktadır. Geçen dönem bakanımız Mehmet ÖZHASEKİ, kentsel dönüşüm projelerinin doğru olduğunu ancak yoğunluk artışına gidilerek yeni kentsel rezaletlerin ortaya çıktığını, projeler bağlamında rant savaşlarının yaşandığını itiraf etmiştir.

Kentsel dönüşüm projelerinin rant değeri yüksek bölgelerden başladığına dair gözlem ve tespitleri doğrulayan bir başka açıklama da Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından yapıldı. Ajansın tespit ettiği riskli alanlarla Bakanlığın tespit edip kentsel dönüşüm başlattığı riskli alanlarının yüzde 73 oranında örtüşmediği ortaya çıktı. 2. ve 3. derece deprem kuşağında bulunan Esenler, Gaziosmanpaşa, Bağcılar, Sarıyer gibi bölgelerde yoğun şekilde kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirilirken, 1. derece deprem kuşağında bulunan Beylikdüzü, Bakırköy, Bahçelievler, Zeytinburnu, Fatih, Ümraniye, Ataşehir, Maltepe, Sancaktepe, Tuzla, Pendik gibi ilçelerde az ya da hiç proje olmaması manidardır. Örneğin, Armutlu Mahallesi riskli bölge olmamasına rağmen, ranta açık konumu itibariyle öncelikle kentsel dönüşüm kapsamına alınmıştır.

İşin ilginci ÖZHASEKİ`nin yoğunluk artışına paralel olarak İstanbul nüfusunun iki katına çıkma ihtimaliyle ilgili kaygılarını dile getirmesidir ki, bileşeni olduğu siyasi iktidarın, sadece İstanbul`un değil bütün bir Marmara ve Trakya bölgesinin nüfus yoğunluğunu görülmedik oranda artıracak olan Kanal İstanbul projesinin planlayıcısı olduğunu hatırlatmak isteriz.

Önemli deprem kuşaklarının üzerinde bulunan ve dünya ölçeğinde deprem riskli kentler sıralamasında ilk 10`da yer alan İstanbul`a, mevcut sorunlar çözülmeden yeni bir İstanbul daha ekleyecek projenin, iklim, doğa koşullarıyla birlikte İstanbul`un sonunu getirecek kadar vahim bir hata olduğunu belirtmek gerekmektedir.

Rant odaklı kentsel dönüşüm projeleri dışında yapıların depreme güvenli hale getirilmesine dönük bir projesi olmayan iktidarın, sürecin tamamlanması için hâlâ 20-25 seneye ihtiyaç olduğunu açıklaması ise can güvenliğine dair dramatik bir çaresizliği ifade etmektedir.

Olası bir İstanbul depreminde yaşanacak can kayıplarının sorumluluğu hiç şüphe yok ki, kentsel dönüşüm projelerini rant değeri yüksek yerlerden başlatanların, kavramın "gayrimenkul geliştirme" olarak anılmasına neden olanların omuzlarında olacaktır.

 

İnşaat Mühendisliği Eğitimi Nitelikli Değildir

İnşaat mühendisliği, her zeminde ve her koşulda güvenli, sağlıklı, nitelikli yapı üretiminin başarılabileceğini uygulamalarla kanıtlamış bir bilim dalıdır.

Mesleki niteliği arttırmanın yolu eğitimin de niteliğinin arttırılmasıdır. Ne yazık ki ülkemizde eğitim sorunludur, sıkıntılıdır. Altyapı, fiziki koşullar, eğitim bütçesi, öğrenci-öğretmen/öğretim üyesi oranları, ezbere dayanan sistem, müfredat ile hayat arasındaki açı, öğrencilerin araştıran, sorgulayan yönünü törpüleyen bir tarz, eğitim niteliğini aşağıya çekmektedir.

Popülist yaklaşımla her ilde üniversite açılmış, gecekondu tabir edilen üniversitelerdeki eğitimin niteliği her zaman kuşku yaratmıştır. Birkaç köklü üniversite hariç eğitimin büyük olanaksızlıklar içinde olduğunu söylemek gerekmektedir. Ne derslikler ne laboratuvar ortamları ne de kütüphane olanakları yeterlidir. Staj deyim yerindeyse adet yerini bulsun diye yapılmaktadır. Teknik gezilerin işlevsel ve öğretici olduğunu ve yeterli sayıda gerçekleştirildiği söylemek zordur. Görerek, öğrenerek, deneyerek, uygulayarak eğitimi tamamlamak yerine geçer not almak yeterli görülmektedir.

Laboratuvar olanaklarından yeteri kadar yararlanamadan eğitimini tamamlayan genç bir mühendisin örneğin, kaliteli hazır beton üretimi, kolon ve kiriş dayanımı, zeminin fiziksel ve mekanik özellikleri gibi temel konularda yetersizliği mesleki süreç başladığında açığa çıkmaktadır. Kaldı ki ülkemizde meslek içi eğitime de gerekli önemin verilmediği de düşünüldüğünde, niteliksiz mühendislik uygulamalarıyla, mesleki etik anlayışa uymayan davranışlarla karşılaşmak şaşırtıcı olmamaktadır. Elbette bu durumun sorumlusu öğrencilerimiz değil, sistemin kendisidir.

Yeterli eğitim alamadan mesleğe başlayan gençler, sağlıksız koşullarda, düşük ücretlerle çalışmakta, tam bir emek sömürüsü ile karşı karşıya kalmaktadır. Genç mühendis, mesleği itibarsızlaştıran, önemsiz kılmaya çalışan mevzuat değişiklikleri de devreye girince mesleki soğuma duygusu ile baş başa kalmaktadır.

Her yıl yaklaşık 10 bin genç mühendis mesleğe adım atmakta haksız rekabet koşulları, mesleki etik ilkeleri törpüleyen piyasa ilişkilerinin basıncıyla yapı üretim sürecindeki yerini almaktadır.

 

Israrcıyız Ve Asla Vazgeçmeyeceğiz

İnşaat Mühendisleri Odası ve özelde de İMO İstanbul Şubesi kurulduğu tarihten bu yana deprem tehlikesine ve yapı denetimine dikkat çekmiştir. 1999 depremlerinden sonra konu ile ilgili çalışmalarını artan bir ivme ile hayata geçirmiştir. Şubemiz inatla ve ısrarla konuyu gündemde tutmaya çalışmış, kritik soruları sormaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir.

1999 depremlerinden sonra, deprem ve deprem önlemleri konu başlığı ile merkezi düzeyde gerçekleştirilen hemen bütün çalışmalara üniversiteler, meslek odaları katılmış, düzenlenen bilimsel etkinliklere katkı sunmuştur. Deprem sonrası hasar tespit çalışmalarından mevzuat hazırlama süreçlerine kadar geniş yelpazeye yayılan konular bağlamında, mühendisler, bilim çevreleri bilgi birikimini kamusal sorumluluk gereği paylaşmaktan imtina etmemiştir.


Meslek Odamız Ve Şubemiz Bu Zaman Zarfında, 

1992 Erzincan depremi sonrası Bayındırlık ve İskân Bakanlığı öncülüğünde başlatılan

·         "3194 Sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliklerinin Yeni Bir Yapı Sistemi ve Afetlere Karşı Dayanıklılığı Sağlayacak Önlemleri İçermek Üzere Revizyon Araştırması" çalışmasına,

·         1999 depreminden sonra Bakanlık organizasyonuyla hasar tespit çalışmalarına,

·         1999 depreminden hemen sonra oluşturulan Deprem Konseyi çalışmalarına,

·         İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan ve 2003 yılında tamamlanan "İstanbul Deprem Master Plan çalışmalarına,

·         2004 yılında toplanan Deprem Şurası çalışmalarına,

·         2009 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca toplanan Kentleşme Şurası çalışmasına,

·         Türkiye deprem haritasının güncellenme doğrultusundaki çalışmalara

katılmış, destek vermiş, katkı sağlamıştır. Ayrıca kamu kurumlarının gerçekleştirdikleri haricinde, Odamız kendi olanakları doğrultusunda deprem ve ilgili konular bağlamında ulusal/uluslararası katılımlı sayısız sempozyum, kurultay, konferans, çalıştay, eylem ve etkinlik düzenlemiştir.


Bundan sonraki süreçte de ister kamu yönetiminin talebi doğrultusunda isterse meslek odamızın programı çerçevesinde deprem ve deprem önlemleri üzerine araştırmaya, tartışmaya, katkı sunmaya devam edeceğimizi ilan ederiz.


Çünkü kadim kent İstanbul`un, deprem açısından en riskli 10 kent arasında bulunmasından, dünya ölçeğinde sağlıksız kentler sıralamasında 89 kent arasında 88. sırada yer almasından, literatürde olası İstanbul depreminin "büyük trajedi" olarak geçmesinden sadece inşaat mühendisi olarak değil, bir İstanbullu olarak kaygı duyuyoruz.


İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak, 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde bir kez daha tercihimizi insandan, insan hayatının niteliğinin yükseltilmesinden ve kamusal alanın genişletilmesinden yana kullanmaya kararlı olduğumuzu duyururuz.


Nusret SUNA
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası
İstanbul Şube Başkanı



 

Dosyalar

(51 KB) (14.08.2018 13:55:12)

(381 KB) (14.08.2018 13:55:26)

PDF uzantılı Makale dosyalarını veya diğer Ek Dosyaları okuyabilmeniz için
Acrobat® Reader®'ın bilgisayarınızda yüklü olması gerekmektedir.
Acrobat® Reader® yüklemek için

Okunma Sayısı: 79

İstanbul Şube Kaynaklı Gündem »
Tüm Gündem »

Sayfayı Yazdır